Bir yaşındaki Ömer için halasının hediyesiydi ''Hatarikular'ın sonuncusu''... Hikayeyi Ömer'in tanışamadığı babaannesini daima yanında hissetmesi niyetiyle yazdım.

Kurguda en çok eğlendiğim Hatarikuların şarkısıydı, bir yaşında çığlıkları mutluluk yayan bir çocuğun demeye çalıştıklarını diyorlardı...

 

''Hatarikuuuuukuuuuu''

 

Dünyadaki güç düşkünlerinden kaçan benzeri olmayan bir çift kuş bir ormana sığındı, sığındıkları ormanın ulu ruhu Ömer'in rüyasına babannesi olarak girdi, o kuşları Ömer'e emanet etti. Hikaye de orada başladı, sonrası Ömer'in hikayesi...

 

Masalı yazarken çizimleri film sahneleri gibi seçip, sayfalarda hikayeyi pekiştirmek için kullanıyorum.

 

Her masalda oyuncu ekler katmayı seviyorum kitaba.

 

Ömer'in masalında da son sayfadaki ormandan zarf; içinde Ömer'in on sekiz yaşına geldiğinde okuyacağı, masalın yetişkin versiyonu oldu süprizim...

 

Dahil olduğum her hayat hikayesi masallaşabilir, her masalın bir hayat hikayesine dönebileceği gibi...

Yedi sene önce bir hikaye yazmaya  başladım.  Hikaye, genişledikçe romana dönüştü. O günlerde Yeşim Cimcöz Yazıevi'nin İstanbul'u Yazıyorum çalışmasına katıldım. Yeşim Cimcöz'le yıllar öncesinde ''Yazarak Hafifleyin''  kitabını imzalatırken tanışmıştım. Ama o yıllarda yazdıklarımı kendime saklıyordum.

 

Cimcöz'le roman üstüne çalışmaya başladığımızda, yazmaya tıkandığım bir bölümde, Yeşim bir ödev verdi;

 

''Akan su masalı''

 

Çocukluğumdaki masalcı abla ile yeniden buluşmamız o güne tekamül eder, sonrası çorap söküğü...

 

Masal ''meselem'' oldu. Yeşim Cimcöz'ün yönlendirmesiyle yazdığım masalsı hikayeleri anlatmak için, Judith Liberman'ın Nazım Hikmet gecelerine katıldım.

 

Judith'in cesaretlendirmesiyle önce yazdıklarımdan kopya çekip, sahneye çıkıyordum. Sonrasında anlatıcı yanım ağır bastı. Hatta yazdığım masalları salondaki insanların enerjisiyle ve o gün yaşadıklarımın etkisiyle hiç planlamamışken sahnede değiştirir oldum.

Müzisyen tarafım, oyuncu yanım ve hayalperest hikayelerim... Hepsi  zamanla harmanlandı...

 

Öncesinde sevdiklerim için, bir oyun gibiydi, masalları kişiye özel yazmak. Arkadaşlarım için yazıyordum. Masalın şifası bulaşsın, zamansızlığı korkuyu önüne katsın yok etsin diye başladığım oyunum, hiç tanımadığım insanların hikayelerini benimle paylaşmasıyla umut verebildiğim bir sorumluluk oldu. 

 

Tabii, yine çok eğleniyorum.

 

Hiç tanımadığınız bir insana dair her soruya hak sahibi olduğunuzu düşünün. Tabii ki iyi niyetlice... Hikayenin asıl sahibi masalının yazıldığından haberdar bile değilken...

 

En özeline böylesi kıymetli bir hediyeyi öngören kişiyle, masalını yazacağım kişi hakkında yüreğimizi açtığımız bir sohbet ediyoruz. Her bir masalın kendi akışı, paylaşımı oluyor... Her türlü soruya açık bir sohbet... Elliyi aşkın masalda her sohbetin bu kadar açık olabildiğini görmek sihirli değneğin varmış gibi hissettiriyor, insanlara eskisinden de çok güveniyorum...

 

Hikayeyi geliştirirken kimsenin müdahalesi söz konusu olmuyor. Bana emanet ettikleri herşeye minnettar, yeni sırdaşları olarak bütün masalların sonu mutlu biter diye başlıyorum yeni yolculuğuma...

 

 

Evet bütün masalların sonu iyi biter... İsterseniz sizin ki de...

Hatarikuların Sonuncusu
Mavi Tüyün  Sırrı

Bu hikaye de seyyah bir annenin onbir yaşına girecek oğlu için yazıldı. Aslında hikaye sanırım zaten oradaydı ben sadece aracı oldum. 

 

Kaku'nun annesi için de önemli bir dönüm noktasıydı 2015 yılı, kırk yaşına basıyordu. 

 

Koyu Beşiktaş'lı Kaku'ya her mayısın sonunda bir ziyaretçi gelir çok uzaklardan... 

 

''İstanbul, uzun zamandır bu kadar kasvetli bir kış yaşamamıştı. Belediyenin ektiği lalelerle, erkenci badem çiçeklerinin yazgısı ortaktı. Birlikte sabahın beklenmedik ayazıyla kavrulup kalmaya mahkumdular. Hala bir gün baharımsı üç gün ayazdı hava. Ağaçlar, caddeyi gölgeleme mesaileri için hazırlıktaydılar. Özellikle karşılıklı iki çınarın bütün derdi yazın cayırtılı güneşine kavuşmaktı. Güneşte gölgelerine sığınacak komşuların dedikodularına şahit olmak gibisi yoktu. Üzücü olansa, güneşin henüz sadece adı vardı. 

Öte yanda, baharın esaslı habercisi kırlangıçlar ve leylekler randevularını aksatmamış, dönmüş, harala gürele karın fırtınanın aylardır dağıttığı yuvalarını toparlamaya koyulmuşlardı. Kuzey, namı-ı diğer Kaku*, dudaklarını mühürlemiş, pencerede her sene bu zamanlar gelen  Haberci’yi bekliyordu. O, gün saya dursun, Haberci’nin varlığına babası da annesi kadar kuşkulu yaklaşıyordu.''

 

Ve böylece başlar haritasının peşinde Burgaz ada'ya yolculuk... Kah mavi bir tüyle Richard Bach'ın, kah Sait Faik dizeleri mırıldanan sigarası  tütmeyen yaşı geçkince bir amcanın dilinden...

 

Herkes çıkar kerevetine, biz görelim mürüvetini...

Arbil Yuca

Masal yazarı - Performans sanatçısı